Siz olsanız nerede yaşardınız?

Son dönemde ülkenin sosyo ekonomik durumunun değişmesi ve güvenlik sorunlarıyla birlikte insanlar yurt dışında yaşama planları yapmakta veya taşınmaktadır. Avrupa ve Amerika kıtasını uzun süre dolaştıktan sonra size bu yazıyı yazmaktayım. Öncelikli olarak şunu söylemeden edemeyeceğim eğer sizin için damak zevkiniz öncelikli ise ve ailevi duygularınız ön planda ise yurt dışında 3 aydan fazla kalmayı düşünmeyin derim. Sıla hasretinden moraliniz daha da bozulacaktır. Onun yerine ülkenin koşullarında kendinizi rahatsız edecek olan etkilerden soyutlamak için neler yapabilirsiniz bunları araştırınız derim!

Öncelikli Almanya veya muadili bir ülkede yaşamak için minimum 2000-2500€ bir geliriniz olması gerekmektedir. Ortalama bir bekarın kira gideri 750 ile 1000€ arasında değişmektedir. Aynı şekilde İngiltere de bu 1200 pound civarı, ABD’de ise şehirden şehire değişmektedir. Newyork’ta Times Square’e yakın 1+1 veya 1 oda 3500$ civarında veya Brooklyn tarafında 2000-2500$ civarında güzel evler bulabilirsiniz. Chicago’da ise 1600$’a güzel residanslarda kalma imanınız mevcut. https://www.apartmentguide.com/apartments/Illinois/Chicago/The-Tides/80041/ Bu linkten inceleme yapabilirsiniz.

Size güzel bir yaşam için gerekecek miktarlar USA için 5K $, Almanya için 3K €, İngiltere için 3,5K pound civarı olacaktır. TR için ise ortalama 8K TL gibi bir rakama bekar olarak orta üstü lüks bir yaşam sürebilirsiniz. Asıl olay aslında bu paraları nasıl bir ortamda kazandığınız. Günün 8 saati trafiklerde bir yandan bir yana satış baskısı olarakta 8K TL’yi kazanabilirsiniz. Yada günde sadece 3 saat bir cafeden kod yazarakta. Bu sizin aslında ne kadar zengin olduğunuzu gösterecek bir göstergedir. Olay aylık maaşınızın miktarı değil o parayı kazanmak için birim zaman maliyetidir. Ortalama bir şirkette CEO veya yönetici ele alalım. Aylık kazancı 20K-30K olabilir. Ama ne kadar stresli bir iş yapıyor, günde kaç saat çalışıyor. Kendine ne kadar zaman ayırıyor gibi soruları sormak lazım. Belki başka bir yazılımcı günde 2 saat kod yazarak 4K kazanıyorsa bu yazılımcı aslında daha zengindir. O 2 saat dışında kendine 22 saat kalmaktadır. O saatlerde başka iş fikirleri geliştirebilir, başka işler yapabilir veya müşteriler bulabilir vs. vs.

Aslında zenginlik ve lüks kavramı birim zamanda kazandığınız para ile orantılıdır diyebiliriz. Yurt dışında yaşamak kısmında ise kıtaları karşılaştıracak olursak USA’da yaşayan bir bekar hadi akşam köşebaşında ki Kilisli Ömer Usta’ya gidip bir lahmacun yemek isteyemez. Yada Kuru Fasulye Diyarında tereyağlı kuru yedikten sonra üstüne tahinli kabak tatlı mı yerim diyemez. Yada Kadıköy’de Çiya Sofrasına gidip güzel Antep yemeklerinden yedikten sonra üstüne modada kahve mi içerim diyemez. Bu gibi şeylere bu ülkede tutkunsanız yurt dışı size uygun değil. Yeme içme kültürü çok zayıf olan bir Avrupa ve ayrıca yerin kat kat dibinde olan bir USA sizi bekliyor. Aileniz ve arkadaşlarınızı saymıyorum. Tamam oralarda yeni arkadaşlar veya sevgililer edinebilirsiniz ama bu size ne kadar yetecek buda kişiliğinize bağlı!

Temel sorun bence siz, ülkede kalarak iyileştirme yapabiliyor musunuz ona bakmak lazım. Eğer bir iyileştirme yapabiliyorsanız maaş, iş, lokasyon vs. burada denedikten sonra gitmek daha mantıklı olabilir. Belkide aradığınız şey buralarda olabilir. Benim önerim yine insanların üreterek mutlu olmaları ve girişimcilik ruhlarını harekete geçirmeleri… Bir çok insan Ankara anlaşmasıyla yurt dışına kaçmanın yollarını bulmuş veya bulacak olanlar vardır. Ama daha adam kendi ülkesi ve dilini konuştuğu ülkede şirketi yok ve adam gibi satışlar yapamamışken sen git elin Avrupa’larında ana dilin olmayan bir dilde satış yap! Şunu unutmayın olay pasaportta değildir. Olay sizin yaptığınız iş, müşterileriniz ve kazancınızdadır. Ben İngiltere’de veya Almanya’da ikinci sınıf 5K€ kazanacağıma ülkemde 25K kazanmaya razıyım.  Buralarda canınız sıkıldıysa iyi para kazancınızla kısa süreli yurt dışında yaşayıp yine ülkenize dönebilirsiniz. Ama bu dediğim profesyonel yaşantıdan çok freelance veya girişimci olursanız mümkün olacaktır. Benim kendimden yola çıkarak kendinizi geliştirin, yeni müşteriler bulun Türk, Alman veya Amerika’lı ve canınız sıkıldığında 1-2-3 ay ne kadar yetiyor ise kafanızı sıfırlayıp dönün. Unutmayın ki paranız ve müşterileriniz olduğu sürece Dünya vatandaşısınız. Amerika’daki bir evsizde de Amerikan pasaportu var ama bir işe yaramıyor! Bu dediklerim tabii ki benim gibi olanlar için naçizane tavsiyem.

İlk yazım Chicago’dan, üreterek mutlu ol.

Evet bu blogu karşılaştığım olaylar, gezintiler, iş tecrübelerim gibi gün gün olmasada haftalık şekilde yazmak için ilk başlangıcı yapmış bulunmaktayım. Buna aslında beni teşvik eden  1 milyon takipçisi olan Barış Özcan oldu. Barış Özcan bu linkten takip edebilirsiniz. Kendisinin zincirleri kırma videosunu izledikten sonra bende her hafta bir yazı yazacağım. Şu anda diğer bir zinciri kırma aktivitem ise her gün 10dk kitap okuma. Pembe Fil diye bir kitabı okumaktayım. Bu kitap algıyı nasıl yönetirsiniz bunu anlatıyor. Aynen şu an yaptığım gibi aklınızda bir “Pembe Fil” belirdi belki 🙂

Asıl burda kişisel girişimcilik ve hayata karşı nasıl kuvvetli oluruz bundan dilim döndüğünce bahsetmeye çalışacağım. Benim yolculuğumda aslında üretim ve üretmek çok önemli bir unsur. Üretmeyen insanların mutsuz olduğunu düşünenlerdenim. Ürettiğiniz ne olursa olsun ona deli gibi tutkuyla bağlı olmanız ve onun üzerinde hayallerinizin olması sizi hayata karşı dirençli tutmaktadır. En kötü anlarda bile hayatın zorluklarını bu tutkunuzla aşabilirsiniz. Bunun amacı para olmadığı sürece siz hayatın en mutlu insanlarından olabilirsiniz. Bir kere öncelikli olan şey hayatınızda rakamlar olmamalı diye düşünenlerdenim. Hayatı rakamlar ile kısıtlayanlar eninde sonunda mutsuz olurlar. Satış rakamları, evlilik yaşı, çocuk sahibi olma yaşı, kredi tutarları, primler, çalışan sayıları vs vs gider bu liste. En önemli şey hayatta nerdesiniz? Ne üretiyorsunuz? Hayata ne iz bıracaksınız? Girişimci olmak ve üretmek için şirket olmak zorunda değilsiniz. Sizin hobileriniz, ürettiğiniz bir bez bebek, bir resim, bir müzik, bir pul koleksiyonu, dijital yazılar… Önemli olan aslında üretmek. Benim üretim yolculuğum aslında 2000 yılında sevgili babamın bana aldığı DELL OPTIPLEX GX110 ile başladı. O zamanın en iyi PC’siydi. Aslında ondan önce bilgisayar dünyasına Comodore 64 ile başlasamda program yazmamıştım. O zamanın, o iyi makinesini iyi ki babam almış. Babama kızardım hep bana niye bisiklet almadın derdim 🙁 Ama en önemli şeyi almış o işçi maaşıyla, bugün ki hayallerimi gerçekleştirecek Türkiye ve Dünya ekonomisine katkı sağlayacağım ürünü geliştirecek PC’yi almış bundan gerisi boş aslında… Şu an düşünün ki bu yazdığım yazılımın Türkiye’ye katkısı milyon TL’ler ile ifade edilebilir. Bunu sağlamamda yardımcı olan babama burdan teşekkürlerimi sunuyorum.

Sonrasında girişimcilik hikayemi başka yazılarda da anlatacağım. Ama asıl konudan ayrılmamak adına mutlu olmak için üretin, öğrenin, tekrar üretin ve geliştirin. Bu size başka bir keyif verecektir. Ve bunları yaparken kar amacı gütmeyin. Belki bu ürettiğinizden başta para kazanmak isteyebilirsiniz. Buda gerekli ama önceliğiniz bu parayı kazanırken bile ürettiğiniz şeyin devamlılığı için olsun. Zaten hobi maksatlı ürettiğiniz birşey var ise de sakın bunları satmayın! Sattığınız şey artık hobilikten çıkacaktır. Ama böyle bir üretim yolculuğu isterseniz ve bu size keyif veriyor ise parası yüzünden değil o üretimi keyifle yaptığınız için olması kanaatindeyim.

Şu an 3 Ocak 15:12 Chicago’da North Avenue ‘ya yakın bir Starbucks’tan bu yazımı yazarken herkese üreterek mutlu olabileceği bir dünyası olması dileğiyle bu hafta ki yazımı bitirmek istiyorum. Akşam İstanbul’a dönüş 🙂