Herkes Budala!

Evet sert bir başlık oldu ama Dostoyevski Budala okursanız emin olun öyle düşünürsünüz. Evet uzun zaman oldu aslında biraz olaylar ve okuduklarım biriksin istedim. Çoğunlukla video dinlesemde uzun zamandır zor okuduğum Budala romanı ve diğer bir okuduğum Acar Baltaş’ın kitabından özümsediklerimi aktaracağım! Yanım da sevgili Leo’cuğumun miyavlamaları biterse tabii 🙂

Neden herkes Budala aslında, Dostoyevski romanında ki karakterde seçimleri ve hayata karşı kararları net olmayan bir Budala’yı anlatıyor. Aslında hayatımızda tüm kararlarımızda net değiliz bizlerde. Hepimiz budalayız. Ya içeceğimiz kahvede, ya yiyeceğimiz yemekte, eş seçerken, iş seçerken, okul seçerken, vb… Hepimizi korkularımız yönetiyor. Burda kitabın son sayfasına kadar bu adam ne anlatmak istiyor diye sıkıcı bir girdap geçsede içimde, zar zor 780 sayfayı okudum ve yıkanırken aklıma geldi! En zor problemleri bile ya yatarken ya yıkanırken çözüyorum! İşim problem çözme ve yüce yaratan bana bu özelliği vermiş yetenek olarak kullanım kılavuzu olmadan her aleti çalıştırıp, tamir etme ve problem çözme buda işimde ve hayatımda bir şekilde huzuru getiriyor! Evet herkes bir Budala bunu söylüyor Dostoyevski. Romanda okurken aslında her bir arkadaşımın farklı davranışlarını gördüm veya benzettim.

Romanda budala hastalığına kapılmış bir Prensin aşk git gellerini anlatıyor. Kararlarında devamlı bir korku içinde ve git geller yaşayarak aslında kendine zarar verdiğini yazar güzel bir hikayeyle anlatıyor. Aslında hepimiz korkularımızın esiri olarak kararsızlıklar içinde hayatımıza devam ediyoruz. Hayatımız aslında korkularımızdan arınsak ve güven içinde kararlarımızı versek ne kadar güzel olacak öyle değil mi?

Stockholm’den Suç ve Ceza

Öncelikli roman yazarlarına hayranlığım her geçen gün her kitabı okuduğumda artmaktadır. Gerçekten nasıl bir hayal gücü ve zekaları olduğunu merak ediyorum. Ayrıca bu tip ileri düzey romanları okuduğunuzda kendinizi o hikayenin bir parçası gibi hayal kurmanız sizi o anlarda başka bir boyuta taşımaktadır. Bunun en güzel tarafı ise anlık gündelik yorucu streslerinizden kurtulmanızı ve hayal gücünüzü geliştirmesidir.

Hayal gücü neden önemlidir. Açıklayayım. Yaşarken hayatınızda yapmak istedikleriniz. İstekleriniz. Planlarınız. Her şeyi hayal edersiniz. Umutlanarak hayal etmek size ayrı bir heyecan sağlar. Buda hayatı daha yoğun yaşamanızı sağlar.

Suç ve Ceza romanına gelecek olursak borcu olduğu yaşlı bir kadını öldüren Raskolnikov’un içine düştüğü ikilem ve psikolojik hesaplaşmaları anlatan önemli bir yapıttır. Bu yazıları Stockholm’de Starbucks’tan yazmaktayım. Herkese iyi okumalar.

Helsinki’den Merhaba :)

Evet benim ki bir yolculuk. Dünya yolculuğu. Ürettiğin şeyi tanıtıp yeni insanlar tanımak. Yatırımı eve, arabaya değilde şirketime ve kendime yapmak. Bundan heyecan alıyorum. Ama şu var ki bazen insanlar sizin yaptığınızı anlamaz ve potansiyelini bilemez. Potansiyel sizin hayallerinizdir. Benim potansiyelim ise kendi hayallerimdir. Bu hayaller yalnız para ile ilgili değil. Para benim için sadece bir araçtır. Hayallerime ulaşmam için gereken bir araç. Benim yolculuğum insanların hayatına dokunmak. Yaptığım yazılımla insanların hayatına dokunmak onlarla ilişki kurmak. Başta resmi iş ilişkisiyle onların güvenini ve bana saygısını kazanmak. Bu benim asıl amacım. Hiç bir şekilde yolumdan sapmadan onlara dürüst ve kaliteli hizmet vererek hayat yolculuğuma devam etmek dileğiyle…

Bir kitap daha bitti AEDEN

Merhaba,

Yeni bitirdiğim bir kitap hakkında kısa bir yorum yaparak eğer severseniz almanızı tavsiye edeceğim. Eğer bir aşkınız olupta açılmakta sıkıntılarınız varsa güzel bir aşk hikayesi. Ayrıca dünyanın çürümüşlüğünü bu arada bize anlatan insalara hayvan bile diyemeyeceğimiz (insansı daha doğru olacak), bir hikaye içinden aşkın ve gerçek insanların hikayesi! Eğer fantastik hikayelerden hoşlanırsanız tavsiye ederim.

Şuan Suç Ceza’yı okuyorum. Geç kalmış gibi hissetmiyorum kendimi ama bence 36 yaşında birisinin okuması daha doğru, daha olgun ve hayattaki tecrübelerinizle daha iyi tahlil yapabilirsiniz.

Her zaman bir hikaye kitabı okumanızı tavsiye ederim. Hayal kurmak gibi güzel bir şey yok. Bu yazıları yazarken dinlediğim müzik; https://www.youtube.com/watch?v=fEP_v9YfAT4

Sevgiler 🙂

Ekonomi de yeni dönem üretenlerin zengin olduğu bir dönem…

Evet yeni dünya düzeni üretenler ve yönetilenler (köleler) şeklinde iki sınıfın olduğu bir dünya düzeninin başlangıcındayız. Özellikle yüksek teknoloji üreten kişilerin üst seviye yönetenler düzeyinde olacağı, rantçı, al-satçı ekonomik düzenin son bulduğu bir düzen başlangıcındayız.

Nedenlerini inceleyecek olursak artık dünya’da para bulma kıtlığı ve normalizasyona girmiş bulunmaktadır. Parayı kazanan insanların gerçekten üreten ve ortaya bir iş koyanların kazanacağı, artık karlı yatırımların al sat ile 1 e 100 değil gerçekten emek harcanarak 1 e 100 kazanılacağı bir dönemin başındayız.

Türkiye ekonomisinin şu anda yaşamış olduğu döviz darboğazı bu dönemin daha başlangıcındadır. Gelecek dönemde al-satçı firmaların dar boğaza girdiği, işçi çıkarttığı, basit katma değeri olmayan ürün üretenlerin fabrikalarını kapattığı, dışa bağlı üretim yapan fabrikaların bölümlerini kapattığı bir on yıl göreceğiz. Fabrikasını iyi yönetemeyen firma sahiplerinin lüks arabalarını yok pahasına sattığını göreceksiniz.

Evet bunları yazarken yine Türkiye’nin geleceğine baktığımda, eğer gerekli atılımlar yapılmaz ise bu yönetenler ve kölelerin oranı bir açmaza girecektir. Büyük bir ihtimal ile %1 lik kısım gerçekten insan gibi yaşarken geri kalan %99 ise sadece temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde maaşa ulaşabilecek.

Bu ortalama ABD gibi gelişmiş ekonomilerde %10-15 bandındadır. Tabii bu bant bizim en zengin dediğimiz Koçlar, Sabancıların fakir kaldığı bir banttır. Yani siz gerçekten üretim yapan bir girişimciyseniz ve ürünleriniz bu yüzde 10’u hedefliyorsa satış imkanınız çok yükselecektir. Çünkü Türkiye’de %1 lik kesim 800 bin kişiye denk gelmekte bu sermaye maalesef eğitim kapasitesi ve üretim kabiliyeti büyük ekonomilerle karşılaştırıldığında çok düşüktür.

ABD ekonomisi gibi ekonomilerde %10 luk oran 30 milyona denk gelmektedir. Ve bunların içinde Apple, Google gibi dev firmaların olduğu bir gruptan bahsediyoruz. O yüzden ABD hala dünyanın en şanslı ekonomisi arasında yer alacaktır. Gelecek yıllarda büyük fikirlerin ve çalışmaların bu özgürlükçü ve teknolojiye sahip ülkeden çıkmasını bilmek için çok fazla kafanızı yormanıza gerek yoktur.

Peki Türkiye olarak ne yapmalıyız. Öncelikli olarak zenginlik %1 in elinden çıkmalı ve zenginliği %10-20 e yayacak politikalar üretmeliyiz. Dindar ve cemaat kültürü olan kesimin yönetimden elini çekmesi ve dindar olsa bile bunu kendi içinde yaşayan yöneticilerin başta olması gerekmektedir.

Gerçekten milli ve yerli yöneticiler ile uluslar arası iletişimi yüksek insani değeri yüksek yöneticilerin toplumun ve şirketlerin en tepelerine yerleşmesi gerekmektedir. Eğitim alanında model olarak kendi milli modelimizi oluşturup zengin ve fakirin aynı ortamda yetiştiği okulları dizayn etmeliyiz.

Doğu ve batı arasında sentezi oluşturup doğunun toprak değerini batının zeka kapasitesiyle birleştirip ortaya yeni ekonomik tarım modelleri koymalıyız. Yurttaş, toprak, teknoloji, bilim, sanat gibi kelimelerin yöneticilerin ağzından düşmeyen kelimeler olması gerekmektedir.

Önceliğimiz borçsuz bir ekonomi ve kendi kendine yeten bir ülke olması gerekmektedir. Savunmasından, üretimine her alanda kendi kendine yeten bir ülke olması önceliği olmak zorundadır. Ülkemiz insanının, dünya lideri olma gibi boş ve desteği olmayan hayalleri olan yöneticileri dikkate almamaları gerekmektedir.

Dünya lideri olabilmeniz için öncelikli ülkenizin ve sizin bazı vasıflarınız olmanız gerekmektedir. Bir ilk okul çocuğunun matematik zekasına sahip olmayan yöneticileri olan ülke yönetiminin ancak ülkeyi bir bakkal dükkanı gibi yönetebilir ve doların 6-7 lira olmasını ancak seyreder. (Bakkallar bile girdi çıktı hesabı yapabilirler ve buna göre bakkalını yönetirler ayrı mesele!)

O yüzden ülkenin top yekün yönetici kadrolarının değişmesi Atatürk’ün yaratmış olduğu yurdunu seven sahte olmayan gerçek özgürlükçü Atatürkçü’lerin kadrolara yerleşmesi gerekmektedir. Böylece yeni düzeni inşa edip geleceğe umutla bakabiliriz. Aksi takdir Türkiye ancak %1 lerin gerçekten yaşadığı bir dönem beklemektedir.

Ben kendi adıma elimden geldiğince üretim yapmaya ve insanları bilinçlendirmeye çalışıyorum. Eğer böyle geri kalmışlık hoşunuza gidiyorsa benim hiç umrumda olmayacaktır. Ben yüzde 1 in içindeyim çünkü!

Yazılım ile kalkınmanın önemi! Ama hangi yazılım!

Merhabalar,

Öncelikli olarak yazılım ile kalkınma çok önemli bir modeldir. Neden mi? Çünkü yazılım yazmanız için gerekli olan girdiler; laptop, elektrik ve akıllı beyinler. Evet ülkemizde akıllı beyinden çok laptop ve elektrik olmasına rağmen neden yazılım markalarımız yok gelin bu konuyu irdeleyelim. (Akıllı beyinler maalesef laptop sayısından çok az!)

Marka oluşturmak aslında hele bir yazılım markası oluşturmak her baba yiğidin harcı değil maalesef. Hele bunu İslami siyasala gönül vermiş kişilerin anlamasını beklemek anlamsız bir çaba olur. Neden mi anlatayım?

Bir kere marka olmanız için niş ürünler geliştirmeniz gerekir. Canım ülkemin canım mühendisleri bir dönerci gibi hareket ederek nerde CRM, nerde ERP gibi sektörde zaten doymuş olan bir yelpazeye ürün geliştirirler. Ve geliştirdikleri ürünleri global bir bakış açısıyla değilde lokal bir mantıkla geliştirirler.

Bir de niş ürünler geliştirmeniz o kadar kolay değildir. Birinci günden 20.yılınıza kadar birinci versiyondan 5. versiyonunuza kadar sizi işin başında görmek isterler müşteriler. O ara belki bir iki ev yapmış kira yiyip ne işim var arge ile, müşteri talepleriyle ben kiramı yiyip yan yatayım derseniz marka yaratmak hayal olur.

Markanızı yarattınız ama bunun pazarlaması ayrı bir uğraş. Buna para harcamak insanlara külfet gelir. Onu harcamaktansa gidip kendine son model bir araba çekmek ve hava atmak Türk insanının genetiklerinde vardır.

İş böyle olunca sizin yazılım ile kalkınma ve markalaşmanız imkansız hale gelir. Birde buna eğitimsiz bir insan topluluğu içinde yaşamanız eklenince satış rakamlarınız diplerde sürünür. Maalesef topluma eğitimsiz diyorum ama buna en büyük holdinglerin kalantor CEO’larıda dahil, dijitalleşmenin önemini anlamamış bir sürü kobimiz mevcut. Dijitalleşsek ne olacak, o verilerden analiz ve sentez üretecek insan kaynağımızda yok. Yani CEO şuna bakıyor. Kardeşim ben anlamıyorum, elemanım hiç anlamıyor o zaman neden yatırım yapayım katkısı ne olacak? Onun yerine gider kendime yeni araba alırım yada şurdan ev daha çok prim yapar!!!

Yani bu ülke şu an bir girdapa girmiş bulunmakta ve 16 yıllık inşaat ekonomisinin, eğitilmeyen insanlarla bir gelecek kurmak çok zor. Burdan yöneticilere önerim bu topraklardan zeka değil kas gücü çıkar. En azından tarımı kurtarın. Bizim gibi yüksek teknoloji üretmeye çalışan insanlarda şansını yurt dışında bulacaktır. Bu ülkeden yüksek teknoloji adına bir umudumun olmadığını net yazmak isterim.

 

2018 Krizi gerçekten gerekli mi?

Evet bu yazıyı yazarken kriz ortamının aslında ne kadar bazı ülkeler için gerekli olduğunu düşündüm. Türkiye için niye kriz gerekli bir iş patronu olarak onları yazmak istiyorum.

Öncelikli olarak işimiz gereği üretici firmalara ve büyük holdinglere verimlilik artırıcı yazılımlar satmaya çalışıyoruz. Maalesef satmaya çalışıyoruz diyorum. Peynir ekmek gibi gitmiyor maalesef. Canım ülkemin patronları bizim yazılım sistemlerimiz gibi yazılımlar alacağına gidip bir gayrimenkul almayı veya arabasını değiştirmeyi tercih etmektedir. Yine canım ülkemin patronları inovasyon yerine yurt dışından ucuz kredi bulup gayrimenkul alıp veya ranta dayalı bir araziyi ucuza kapatmıştır.

Şimdi işine yatırım yapmayan bu patronlar ve 16 yıldır al satçılıktan para kazanan bu patronların geldiği son nokta maalesef krizdir. Kriz olmadan ne ülke düzelir nede sistemde bu vizyonsuz patronlar elenir. Bu yüzden krizler ülkenin aslında bir kendine gelme dönemidir benim açımdan.

Diğer bir konu ise eğitilenler, öğrenciler vb. kişiler ve iş bulma arifesinde olan genç arkadaşlar hakkında olacaktır. Bu genç arkadaşlar elinde ipadler olarak büyüdüler. Kendilerini mezun olunca bir şirketin CEO’su olarak görenlerde var. Yada son dönemdeki şu startup kültürü, zannedersiniz ki bunların hepsi Amerika silikon vadisinden gelme. Sorsanız akşam kahve içecek parası olmayan kart vizitlerine CEO yazan arkadaşlar. İşe yaramaz startup ve tüketime dayalı projelere para yatıran melek yatırımcılar. Bunlarında bu krizde öğrenecek çok şeyleri olacak bence! Acı ama gerçek bu kriz üretenlerin ayakta kaldığı, al satçıların bir daha ayağa dahi kalkamayacak şekilde tarihe yazıldıklarını göreceğiz.

Ayrıca elinde ipad’i kodlama yapamayan yada yaptığını sanan gençler ancak starbucks’ta barista olabilir oda iş bulabilirse!

Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba

Bilmiyorum bu yazıları okuyan var mı ama benim hatırlamam için dijitalde kalması önemli yıllar sonra anonim bir günlük gibi:)

Herneyse son zamanlardaki izlediğim eski bir filmden ilham alarak bu günkü konumu seçtim. En önemli zenginlik sağlık! Evet sağlığınız varsa dünyadaki en zengin insanlardansınızdır. Çünkü başarmak için sağlığınız olması lazım. Sağlıksız para kazamazsınız. Sağlıksız sevişemezsiniz. Sağlıksız gezemezsiniz. Ve diğer bir önemli konu kısa vadeli sıkıntılarınız olabilir. Bu sıkıntılar iflas, başarısız projeler, parasızlık, mutsuz ilişkiler, aradığınız insanı bulamama gibi bir sürü konu..

Yine değineceğim son konu sağlığınız var mı? Bir tekerlekli sandalyedede oturabilirdiniz! O zaman belki keşke iflasımla uğraşıp dursaydımda şu tekerlekli sandalyede oturmasaydım diyebilirsiniz. Şunu unutmayın böyle bir olasılık o kadar az değil. Beyninizden bir pıhtının atması için çokta sağlıklı yaşasanızda olmayacak bir olay değil. Tabii ki böyle yaşanmaz ama hayatta tutunduğunuz hiç bir şeyin önemi yok.

Peki iyi hissetmek için ne yapmalıyız. Parasal, işsel vb. rakamsal değerlere bağlanmadan başarılar elde edin. diğer başarılar önemsiz çünkü. Mesala bu yıl 5 kere tatile gittim. 10 kere piknik yapıp doğayla iç içe oldum. Gibi rakamlarla başarınızı kendiniz için programlayabilirsiniz. Her gün şu kadar sayfa kitap okudum. 1 yılda şu kadar kitap bitirdim. Veya iyi yiyecekler yiyerek düzgün bir diyetle şu kadar kilo zayıfladım. Vücudumun şeklini fit hale getirdim. Bunlar sizin elinizde olan başarılardır. Kimse bu başarılara müdahale edemez. Ve bu alandaki başarılarıda üzerinde çalışmadan elde edemez.

Şöyle örnek vereyim belki siz Elon Musk’tan daha zekisiniz. Ama onun yerinde olmak gerçekten şans işidir. Belki siz onun yerinde olsaydınız başka hayallerle başka şeyler yapabilirdiniz. Ama bu size motivasyon yerine sıkıntı verecektir. Ama fitness’tan örnek veriyorum düzenli bir spor yapan insansınız ve bench press’te kendi sınırlarınızda 80kg kilo kaldırabiliyorsunuz. Bu başarı sizin başarınızdır ve kimseyle kıyaslanamaz. Elon Musk’ta gelse normal insanlardan farklısınızdır. Ve bunun için her ne ortamda çalışırsanız geri dönüşümünü alabileceğiniz bir başarı kriteri.

Çünkü kapitalist dünyada istediğiniz kadar zeki olun, çalışkan olun veya üretken olun birileri sizin önünüzde ve bir üste çıkmanızı engelleyen bir sürü etken var. Bununla savaşmak yerine işleri haline bırakıp kendinize başka başarı ve mutluluk kriterleri bulun ve sağlığınızın değerini bilip daha çok spor, iyi yiyecek ve hayatın verdiklerine şükredin 🙂

Sağlıcakla.

Dünya nereye gidiyor

Öncelikli yeni bir haftada herkese haftasının güzel geçmesi dileğiyle. Bu hafta pek iyi şeyler olmasa da özellikle Türkiye için hayata devam etmek zorundayız. Beynimizin arka tarafında bir yerlerde iş sorunları, memleket sorunları, hayatın basit olmasına karşın karmaşıklaştırmamız vs. bu tip konular içten içe bizi yerken biz yaşamaya çalışıyoruz. Aslında hayatı basite indirgemek istiyorsak bence anı yaşamak gerekmektedir. Ana bakalım. Şu an işimiz var, sağlıklıyız, veya kendinize başka olumlamalar yaparak hayatı kendinize zindan etmemek ve güzel yaşamak gerekmektedir. Bilmem nedendir bu memleketin bir havası bozuldu herşeyim güzel olmasına rağmen bu memleket havası beni bozmaktadır. Sizi bilmiyorum?

İnsanların mutsuzluğu, samimiyetsizliği, aptal insanların zengin olması, geri zekalı insanların karar verici olması, işini bilmeyen bir sürü yeteneksiz insanın para kazanması hepsi bu memlekette. Emin olun şu an bizimle çalışan bir sürü insan Almanya’da, Amerika’da Starbucks’a garson bile olamayacak düzeyde. Ama en azından kendi yaptıklarımız ile kendi öz saygımızı yükseltip daha iyi şeyler yapmalıyız ki bu insanlardan farklı olalım. Eğer farklı olursak emin olun hayat size en güzel armağanını verecektir. En azından işinizi iyi yaptığınız için akşam uyurken rahat uyuyabileceksiniz. Bence hayatı basitleştirin. Gelecek kaygılarını bırakın. Hayallerden çok bugünü yaşayın. Ve bugünü güzelleştirin ve bugün için şükredin. Yarın olmadan yarını düşünmek ve yarın için şükretmek yersiz daha ne olacağını bilmiyorsunuz. Sağlıcakla kalın.

İnsanlar ne kadar dürüst?

Evet bu yazımı insanların ne kadar dürüst olduğu ile ilgili yazmaya karar verdim. Ticarette ve özel ilişkilerinde samimi olmayan bir toplumda yaşamaktayız. Özellikle kısa yoldan para kazanmak isteyen, samimi olmayan insanlar etrafımızda… Peki bu tip insanlarla ilişkimizi nasıl düzenleriz. Nasıl bu insanlarla ilişkiye girmeyiz? Çok basit kendinize insanları tanıma şansı vererek. Zaman içersinde bu tip insanları çözmeye başlayacaksınız.

Kısa süre içinde başıma gelen bir olayı aktarmak istiyorum. Yarı iş, yarı tanışma toplantı sonrası edindiğim bir izlenim. Kimse samimi değildir. Bu olay aslında web sitelerim için SEO desteği için bir danışman ile görüşme talebim oldu. Web siteleri kendisine attığımda bana görüşme lokasyonu olarak lüks bir mekanda randevu verdi. Bu randevuda işin detaylarını konuşacağımız ve teklif alacağımı zannederek görüşme yerine gittim. Mekanda hem sitelerin üzerinden geçmeye ve hemde bana notlar aldırmaya başladı. Aslında karşımdaki kişiyle samimi bir toplantı olarak geçtiğine bir an için inansamda aklımda böyle kolaycı bir insan olduğu şahsen geçmedi diyebilirim. Meğerse amacı kolay yoldan nasıl para kazanırımmış. Herkesin bilgisi değerlidir. Bilgi en değerli şeydir. Ama verilen bilgi ne kadar değerli bu önemlidir.

Herneyse sonrasında gün sonunda ben kendisine “İyide biz bu kadar konuştuk. Asıl çalışma için ne kadar ücret ödeyeceğiz?” diye sorduğumda sanki o gün bir iş yapmışız gibi bir konuşmaya dönerek bana çok ciddi bir rakam söyledi!(Toplamda 1 gün için 2 asgari ücret) Çok ilginç ama ne özel hayatımda nede iş hayatımda böyle bir tavır görmedim! Diyorum ya baksanız çok samimi, iyi üniversitelerde okumuş, iyi bir insan diyebileceğiniz birisinden sizi resmen tuzağa düşürmek için kurgulanmış bir davranış! Öncelikle insanları tanımak çok zordur. Akıllarından ne geçer bilemezsiniz. Ama maddiyatın çok önemli olduğu şuanki yaşamda bu tip karaktersiz insanları hayatınızda karşılaşmanız mümkündür. Benim önerim karşılaştığınız insanlara hemen güvenmeyin. Belki seneler sonra bile ondan çok büyük bir kazık yemeniz ihtimal. Can Yücel’in dediği gibi her şeyini kaybedecekmiş gibi hareket edersen üzülmezsin. Çünkü hiçbir şey bize ait değil.

Sağlıcakla kalın.