Mavi gözlü çıkıp gelse!

İçim her gün acıyarak etrafıma bakıyorum. Üretim bitmiş. Tarım bitmiş. Eğitim bitmiş. İnsanlar umutsuz. Gençler umutsuz. Üreten umutsuz. Böyle durumlarda halk seferber olur. Kenetlenir. Birlik olur ve zamanında mavi gözlünün arkasından gittiği gibi doğru kişiyi seçer ve arkasından gider.

Ülkeme bakıyorum. Ben bu ülke de büyüdüm. Beni bu ülke yetiştirdi. Elimden gelenin en iyisini yaparak bir şeyler ürettim. Bunu Dünya’ya ve Türkiye’ye satarak ülkeme fayda için çalışıp dururken etrafıma baktığımda yanlış insanların peşinden koşan halk için değer mi diyorum!

Sonra aklıma mavi gözlünün sözleri geliyor. Eyy Türk Gençliği!…

Ben bu ülkede olduğum sürece üreterek bu yobaz zihniyetle savaşacağım diyorum. İnadına insanlar göçsede ben göçmeyeceğim diyorum. Ben burda ülkem de üreteceğim diyorum.

Bu ülke halkı eninde sorunda doğruyu bulacaktır. Bizler bu insanlara doğruyu göstermeliyiz. Biz o mavi gözlünün yetiştirdiği nesillerdeniz.

Bir gün gelecek bu yazıları uzun zaman sonra tekrar okuyacağım. Belki çok büyük bir şirketin sahibi veya bir sanayi bakanı belki de tarımla uğraşan bir çiftçi olurum bilemem. Ama şunu biliyorum bu ülkeyi eninde sonunda vatan severler yönetecektir. Ben de onların arasında olacağım buna adım gibi eminim!

Mavi gözlü yüce Mustafa Kemal Atatürk’e canım feda olsun!

Aylardan ağustos…

Evet aylardan ağustos yaş 38 bitti 🙂 39 dan gün almaya başladık. Yenilikler ve güzellikler dolu bir yıl olmasını dilerim. Bir önceki yazımda Hillside Cluba gidebilirim yazmışım. Ama ne yazık ki pandemi den dolayı yer yok. Yer var aslında ama tek kişilik odalarda yer kalmamış. Nasıl bir otelse gerçekten işini iyi yaparsan emin ol aç kalmazsın. Tamam kazancın düşebilir ama aç kalmazsın emin ol. Herneyse bende rotayı Fethiye/Göcek tarafına çevirdim.

Yazımı yazarken sevgili LEO masa üstüne çıktı 🙂 Günler birbirini kovalarken yeni bir yenilik bu seneye özgü yelkene başladım ve bitirdim. İleri kurslara devam edeceğim bakalım ilerleyen süreçte neler olacak. Kayak gibi yelkende gerçekten beni motive eden bir aktivite. Beni hem motive ederken hemde ruhumu boşaltan bir spor. Şimdi yelkenle sulara açılmaktan hoşlananlar ve diğer bir şey ise yelkenle açıldıktan sonra konaklamalardan hoşlananlar. Benim için yolculuklar ayrı bir zevk. Bunu anlatamam. Yaşamanız lazım.

Tüm günün stresini ve iş temponuzu bu aktiviteyle üzerinizden attığınızı düşünün. Tabii güneşin verdiği yorgunluk ayrıca güzel bir yorgunluk akşam yatağa girdiğiniz de deliksiz bir uyku sizi bekliyor. Tabii bu ayın aktivitelerinden başka bir tanesi kickbox dersine başlamayı planlıyorum. Hocayı ayarladım. Ayrıca gideceğim klüpte 30 ders aldım. 40 derste bu işi de tamamlayıp yeni bir hobi edinmiş olacağım.

Bu arada unutmadan okuduğum kitap Kuyucaklı Yusuf kitabı. Bu ayın romanı. Roman bitince kısaca özetlerim. Kalın sağlıcakla. Pandemisiz günlere…

2020 Haziran kötü bir yaz mı?

Evet salgın dönemine denk gelen 2020 de yazdığım 2. yazım. Bilmiyorum bu yazıları okuyanlar var mı kendime mi yazıyorum anlamadım. Varsa okuyan bir mail mesaj vs atarsa en azından kendimi önemserim 🙂

Yok ya kimsenin okuması için yapmıyorum. Kendim okusam yeter açıkçası. Gelelim bu yaz kötü bir yaz mı? Bence değil insanlar ve dünya bir yavaşlaması açıkçası daha iyi oldu. Benim açımdan iş anlamında pek değişen bir şey olmasa da pandemi sürecinde daha minimalist yaşama döndüm açıkçası dersem yalan olur 🙂 Zamanımın çoğunu evde geçirdiğim için evimi zevkime göre döşemeye başladım ve evin havasını arttırdım.

Bu arada 1 kitap okuyabildim. Kürk Mantolu Madonna, orda ki başroldeki Raif Efendi aslında bana benzeyen tarafları yok desem yalan olmaz. O yüzden romanı çok sevdim. Ama pandemi dönemi bana açıkçası bazı şeyleri düşünmem de ve isteklerimi zamana yaymam gerektiğini hatırlattı açıkçası. Sabrederek sakin bir yaşam sürmem gerektiğini düşünüyorum.

Tatil planımda zannedersem ya Hillside Beach olabilir yada Club Med şu an için kararsızım. Bu yazı kötü oldu diğer yazılarım gibi :)böyle bir giriş olsun ama bir sonraki yazımı dijitalleşme süreçleri ile ilgili yazacağım. Good bye 🙂

Uzun zaman oldu

Uzun zaman oldu buraya yazmalı. Biraz olayların birikmesi için de iyi oldu bence. Ne oldu derseniz hayatıma yoga girdi. Pilates dışında artık yogaya gidiyorum.

Bu arada yeni insanlar tanıma fırsatım oldu. Her insan aslında size yeni bir şeyler öğretiyor. Benim de kendi adıma öğrendiğim bir sürü şey oldu. Zaman içersinde bunları anlatırım ama şunu söylemek istiyorum dijital dünya da herkes çok sorunlu ve psikolojik bunalımda. Herkesin bir sorunu var tabii ki ama bunu karşısındaki insanlara ne kadar yansıtıyor buna bakmalıyız.

Benim de kendime göre sorunlarım var tabii ki ama bu sorunları insanlarla ilişkime yansıtmamaya çalışıyorum. Yansıttığım an bir psikolog yolu tutmam gerekecektir. Diğer bir deneyimim ise kayak tecrübem oldu.

Kayak benim için resmen terapi, meditasyon veya ne derseniz diyin o oldu. O anları tekrar tekrar yaşamak istiyorum.

Ayrıca yeni ürünler geliştirdik. Beni en çok zinde tutan şey işimde gördüğüm umut. Hani vardır ya uzansanız tutacaksınız bir şey var yukarda ama yakalayamıyorsunuz ama gayret ettikçe yakınlaşıyorsunuz, bir o kadar da uzakta benim olayım maalesef bu…

Bir gün o uzanacağım şeyi öyle bir kavrayacağım ki ben bile kendi kendime diyeceğim ki vay be diyeceğim bu kadarmış. Ama yolculuk ve zorla bir şeylere sahip olma duygusu kadar zevkli bir şey yok. Her şey hemen olsa bir zevk alamazdık.

Başka bir  haberim YouTube kanalı açtım ama video yüklemesi pek yapamadım. Onu da gelecek ay aktif kullanmaya başlayacağım. Evimin içini değiştirdiğimden o işlerim bittikten sonra eğitici videolar yapacağım.

Şimdilik bu kadar bir sonraki yazımda insan analizlerim de neler var onlardan bahsedeceğim. Kadınlar da ki beğenilme ve bunun için fake davranışlarından bahsedeceğim 🙂

İsyanım var!

Nasıl bir hayat, insanlar, içi boş et yığınları! Hayvan sevgisi olmayan, üretmeyen, bencil, paranın kölesi olmuş, instagram bağımlısı, çevresinde olup bitene kayıtsız bir sürü et yığını insansı… Kiradan geçinen, babasından kalma zenginlikle paradan para kazanan, al-sat zenginlerinin olduğu adi bir toplum! Sen ise çalışıp hayallerin olmasına rağmen karşılığını az az aldığın kapitalist bir düzen! Bu tip insanlar olacak tabii ama şu an bu insanlar her tarafta! Her yerde! Çürümüşlük toplumun DNA’larına işledi….

Üreten insanların, tarımın, zanaatın, gerçek sanatın, emeğin ülkesi olmak çok mu zor… Hırsız olmak daha kolay o yüzden bu toplum her şeyin kötü olduğu bir toplum oldu!

Kadınların erkeklere güvenmediği, erkeklerin kadınlara orospu gözüyle baktığı adi bir toplum! Küçük bir çocuğu sevmeye korkar oldum seni annesi pedofili zanneder diye! Ben küçükken okuluma yürüyerek giderdim şimdi her taraf okul servisi! İnsanlar doğayı kirletiyor, önündeki çöpü kaldırmaktan aciz şerefsiz bir toplum bu! Bu toplum kadınlara eziyet eden adi erkeklerin olduğu bir ülke! Bu ülke alaçatıdan, çeşmeden atatürkçü geçinen oy vermek yerine beachte tatilini geçiren beyinsizlerin olduğu, 10.yıl marşını gece klüplerinden söyleyen gençlerin olduğu bir ülke…

Beyaz Türk diye aptal bir kavramın olduğu elitim diye geçinen batının altında ezilmiş iki sözcüğünün arasında fransızca laf sokunca kendini kültürlü atfeden, altında son model arabasıyla adam zanneden, et yığınlarının olduğu bir ülke!

Bu insanlar maalesef son 20 yılda türedi ve her tarafa yayıldı… İçim acıyor!

Sizin İkigainiz ne?

Evet yeni bir kitap daha bitti. Dostoyevski “Ev Sahibesi” romanını okurken arada İKİGAİ kitabını da okudum. Tam anlamıyla aslında kitabı okuduğumda Türk usulü İKİGAİ yaptığımı farkettim. Benim tutkum yaptığım iş ve ürünüm. Ürünüm https://rbsreport.com Bu ürüne yaklaşık 10 yılımı verdim. Bu ürünün çıkması içinde aslında bir 10 yıllık bir ön çalışma var dersek toplamda 20 yıllık bir süreçten bahsediyorum. Tabii ki başka tutkularımda var. Spor yapmak. Spor son 6 senedir benim için vazgeçilmez bir yaşam stili haline geldi. Peki bunları yaparken seni şevklendiren şeyler nedir derseniz minik minik adımlar atarak yükselmek. Geri dönüşümünü almak.

Evet benim felsefem küçük ol, küçük adımlar at, az tüket felsefesi. Dünya çok hızlı ilerliyor. Bu hıza adapte olmak benim işime gelmiyor. Şu anda bazı arkadaşlarımın hayatları bana göre kendilerine göre mutlu olsada aslında mutsuzluk üzerine kurulu. İş, ev, tatil, çocuğun okul ödemeleri, çocuğun okul seçimi, ev kredileri, araba kredileri, hafta sonu arkadaşlarla yemek, bla bla… Baktığınızda kendilerine zaman yaratamadıkları basit bir hayat. Bir kitabı okuyamayacak kadar hızlı ve stresli bir hayat! Bir girdap!!!! Bu girdaptan çıkmaya vakitleride yok. Önerileri de dinlemezler! Neden mi bunun için acı çekmeleri gerekir sonra mükafatını alabilirsin…

Peki herkes bu girdaptan çıkabilir mi? Bence zor bir soru. Çıkmak istersen çıkarsın. Değişik yöntemleri var. Bu tamamiyle kişinin kendisiyle ilgili bir şey. Kişi nasıl isterse öyle yaşar. Dualarında ne isterse o olur. Ben dualarımda özgür yaşam ve sağlık istedim hep. Kimseye yük olmadan istediğim şeyleri yapmak! Bunun için 20 yıllık bir bedel ödedim ve sonunda istediğim yaşam biçimine ulaştım. Evet korkular yok mu var tabii ki. Bunu kaybedebilirsin de ama kaybedersem tekrar çıkmasını biliyorum çünkü dipten geldim tepeden değil!

Psikologlara gerek var mı?

Devamlı şunu düşünürüm, insanlar neden psikologlara gidiyor! Eğer her yaptığımız seçimin sonucu bizi başarı veya başarısızlığa(mutlulukta olabilir) götürecek ise Acar Baltaş’a göre ve bunun için sabretmemiz ve azim etmemiz gerekiyor ise neden dışardan müdahale alayım! Bu müdahale sadece içi boş ilaç yutmanızdır(plasebo etkisi). Asıl ilaç kendinizdir. Nasıl mı bunu bilimsel kanıtları var!

Bir hastalığınız var ve bağışıklık sisteminiz düşük seviyede çalışıyor. Sizden alınan kan size şırınga ile dozajlar arttırılıp sonrada azaltılarak tekrar veriliyor. Bağışıklık sisteminiz kanı dışarıdan geldiği için yabancı bir madde sanıp tepkimeye sokuyor ve savaşa başlıyor aslında sizin kanınız 🙂 Ve bazı hastalıklara bağışıklık kazanmaya başlıyorsunuz, bu hastalıklar şu anda şikayetçi olduğunuz hastalıklar 🙂 Bu uygulama bazı hastalıklarda başarılı Almanya’da bu tip tedavi yöntemleri mevcut.

Aynısını aslında sizin ruhunuza yapmanız lazım! Yani dışardan hiç kimse bir psikologta sorunlarınızı çözemez! Çok görmüş geçirmiş ve objektif birisini bulursanız belki! Ama yine tedavi sizde 🙂 Buda çok zor bir ihtimal ama vardır tabii ki böyle bir psikolog. Ama asıl ilaç sizde nasıl mı işte Dostoyevski Budala romanında gizlice vermiş cevabı net olun! İstekleriniz net olsun! Acar Baltaş vermiş cevabı sabredin! Yani ne istiyorsanız isteyin ve net olursanız ve sabrederseniz isteğinize kavuşursunuz!

Rakamlara takılmayın! Rakamlar mutsuzluk nedenidir. Dolar ne kadar? Euro ne kadar? Sen ne kadar kazanıyorsun? Evlenmek için geç kaldın? Yaşın kaç olmuş ne yapıyorsun? Benim tek cevabım var bu sorulara sen ben değilsin ve kendince yorum yapamazsın! Yani size 40 lı yaşlarına gelmiş göbek büyütmüş ve çocuğu olan bir adam ve iş anlamında net başarıları olmayan birisi gelip, ya bu yaşların evlilik yaşı evlenmelisin diyorsa ben onu yargılamam derim ki bu tip bir hayatta böyle düşünmesi normal derim geçerim çünkü içinde bulunduğu bir girdaptan sana saldırarak çıkmayı tercih ediyor. Ama ben ona şunu demiyorum ya şuan satışçısın kırk yaşına gelmişsin ve alsat nereye kadar geleceğin ne olacak desem morali bozulup düşünmeye başlayacak! Yani benim psikolojimi, bedensel aktivitelerimi, işimi, istediğim eşi, bana verilen şansları, bilgi kapasitemi, okuduklarımı, yazdıklarımı, ürettiklerimi bilmeden dışardan rakamlar ile bana bir yorumda(aslında saldırıdır) bulunamaz aynı şekilde bir psikolog!

Kısaca hayata karşı ne olursa olsun seçimleriniz net olsun ve sabredin! Evlilik son dönemlerde direk saldırı aldığım bir konu o yüzden bu örneği verdim yoksa örnek çok 🙂

Herkes Budala!

Evet sert bir başlık oldu ama Dostoyevski Budala okursanız emin olun öyle düşünürsünüz. Evet uzun zaman oldu aslında biraz olaylar ve okuduklarım biriksin istedim. Çoğunlukla video dinlesemde uzun zamandır zor okuduğum Budala romanı ve diğer bir okuduğum Acar Baltaş’ın kitabından özümsediklerimi aktaracağım! Yanım da sevgili Leo’cuğumun miyavlamaları biterse tabii 🙂

Neden herkes Budala aslında, Dostoyevski romanında ki karakterde seçimleri ve hayata karşı kararları net olmayan bir Budala’yı anlatıyor. Aslında hayatımızda tüm kararlarımızda net değiliz bizlerde. Hepimiz budalayız. Ya içeceğimiz kahvede, ya yiyeceğimiz yemekte, eş seçerken, iş seçerken, okul seçerken, vb… Hepimizi korkularımız yönetiyor. Burda kitabın son sayfasına kadar bu adam ne anlatmak istiyor diye sıkıcı bir girdap geçsede içimde, zar zor 780 sayfayı okudum ve yıkanırken aklıma geldi! En zor problemleri bile ya yatarken ya yıkanırken çözüyorum! İşim problem çözme ve yüce yaratan bana bu özelliği vermiş yetenek olarak kullanım kılavuzu olmadan her aleti çalıştırıp, tamir etme ve problem çözme buda işimde ve hayatımda bir şekilde huzuru getiriyor! Evet herkes bir Budala bunu söylüyor Dostoyevski. Romanda okurken aslında her bir arkadaşımın farklı davranışlarını gördüm veya benzettim.

Romanda budala hastalığına kapılmış bir Prensin aşk git gellerini anlatıyor. Kararlarında devamlı bir korku içinde ve git geller yaşayarak aslında kendine zarar verdiğini yazar güzel bir hikayeyle anlatıyor. Aslında hepimiz korkularımızın esiri olarak kararsızlıklar içinde hayatımıza devam ediyoruz. Hayatımız aslında korkularımızdan arınsak ve güven içinde kararlarımızı versek ne kadar güzel olacak öyle değil mi?

Stockholm’den Suç ve Ceza

Öncelikli roman yazarlarına hayranlığım her geçen gün her kitabı okuduğumda artmaktadır. Gerçekten nasıl bir hayal gücü ve zekaları olduğunu merak ediyorum. Ayrıca bu tip ileri düzey romanları okuduğunuzda kendinizi o hikayenin bir parçası gibi hayal kurmanız sizi o anlarda başka bir boyuta taşımaktadır. Bunun en güzel tarafı ise anlık gündelik yorucu streslerinizden kurtulmanızı ve hayal gücünüzü geliştirmesidir.

Hayal gücü neden önemlidir. Açıklayayım. Yaşarken hayatınızda yapmak istedikleriniz. İstekleriniz. Planlarınız. Her şeyi hayal edersiniz. Umutlanarak hayal etmek size ayrı bir heyecan sağlar. Buda hayatı daha yoğun yaşamanızı sağlar.

Suç ve Ceza romanına gelecek olursak borcu olduğu yaşlı bir kadını öldüren Raskolnikov’un içine düştüğü ikilem ve psikolojik hesaplaşmaları anlatan önemli bir yapıttır. Bu yazıları Stockholm’de Starbucks’tan yazmaktayım. Herkese iyi okumalar.

Helsinki’den Merhaba :)

Evet benim ki bir yolculuk. Dünya yolculuğu. Ürettiğin şeyi tanıtıp yeni insanlar tanımak. Yatırımı eve, arabaya değilde şirketime ve kendime yapmak. Bundan heyecan alıyorum. Ama şu var ki bazen insanlar sizin yaptığınızı anlamaz ve potansiyelini bilemez. Potansiyel sizin hayallerinizdir. Benim potansiyelim ise kendi hayallerimdir. Bu hayaller yalnız para ile ilgili değil. Para benim için sadece bir araçtır. Hayallerime ulaşmam için gereken bir araç. Benim yolculuğum insanların hayatına dokunmak. Yaptığım yazılımla insanların hayatına dokunmak onlarla ilişki kurmak. Başta resmi iş ilişkisiyle onların güvenini ve bana saygısını kazanmak. Bu benim asıl amacım. Hiç bir şekilde yolumdan sapmadan onlara dürüst ve kaliteli hizmet vererek hayat yolculuğuma devam etmek dileğiyle…