2020 Haziran kötü bir yaz mı?

Evet salgın dönemine denk gelen 2020 de yazdığım 2. yazım. Bilmiyorum bu yazıları okuyanlar var mı kendime mi yazıyorum anlamadım. Varsa okuyan bir mail mesaj vs atarsa en azından kendimi önemserim 🙂

Yok ya kimsenin okuması için yapmıyorum. Kendim okusam yeter açıkçası. Gelelim bu yaz kötü bir yaz mı? Bence değil insanlar ve dünya bir yavaşlaması açıkçası daha iyi oldu. Benim açımdan iş anlamında pek değişen bir şey olmasa da pandemi sürecinde daha minimalist yaşama döndüm açıkçası dersem yalan olur 🙂 Zamanımın çoğunu evde geçirdiğim için evimi zevkime göre döşemeye başladım ve evin havasını arttırdım.

Bu arada 1 kitap okuyabildim. Kürk Mantolu Madonna, orda ki başroldeki Raif Efendi aslında bana benzeyen tarafları yok desem yalan olmaz. O yüzden romanı çok sevdim. Ama pandemi dönemi bana açıkçası bazı şeyleri düşünmem de ve isteklerimi zamana yaymam gerektiğini hatırlattı açıkçası. Sabrederek sakin bir yaşam sürmem gerektiğini düşünüyorum.

Tatil planımda zannedersem ya Hillside Beach olabilir yada Club Med şu an için kararsızım. Bu yazı kötü oldu diğer yazılarım gibi :)böyle bir giriş olsun ama bir sonraki yazımı dijitalleşme süreçleri ile ilgili yazacağım. Good bye 🙂

Uzun zaman oldu

Uzun zaman oldu buraya yazmalı. Biraz olayların birikmesi için de iyi oldu bence. Ne oldu derseniz hayatıma yoga girdi. Pilates dışında artık yogaya gidiyorum.

Bu arada yeni insanlar tanıma fırsatım oldu. Her insan aslında size yeni bir şeyler öğretiyor. Benim de kendi adıma öğrendiğim bir sürü şey oldu. Zaman içersinde bunları anlatırım ama şunu söylemek istiyorum dijital dünya da herkes çok sorunlu ve psikolojik bunalımda. Herkesin bir sorunu var tabii ki ama bunu karşısındaki insanlara ne kadar yansıtıyor buna bakmalıyız.

Benim de kendime göre sorunlarım var tabii ki ama bu sorunları insanlarla ilişkime yansıtmamaya çalışıyorum. Yansıttığım an bir psikolog yolu tutmam gerekecektir. Diğer bir deneyimim ise kayak tecrübem oldu.

Kayak benim için resmen terapi, meditasyon veya ne derseniz diyin o oldu. O anları tekrar tekrar yaşamak istiyorum.

Ayrıca yeni ürünler geliştirdik. Beni en çok zinde tutan şey işimde gördüğüm umut. Hani vardır ya uzansanız tutacaksınız bir şey var yukarda ama yakalayamıyorsunuz ama gayret ettikçe yakınlaşıyorsunuz, bir o kadar da uzakta benim olayım maalesef bu…

Bir gün o uzanacağım şeyi öyle bir kavrayacağım ki ben bile kendi kendime diyeceğim ki vay be diyeceğim bu kadarmış. Ama yolculuk ve zorla bir şeylere sahip olma duygusu kadar zevkli bir şey yok. Her şey hemen olsa bir zevk alamazdık.

Başka bir  haberim YouTube kanalı açtım ama video yüklemesi pek yapamadım. Onu da gelecek ay aktif kullanmaya başlayacağım. Evimin içini değiştirdiğimden o işlerim bittikten sonra eğitici videolar yapacağım.

Şimdilik bu kadar bir sonraki yazımda insan analizlerim de neler var onlardan bahsedeceğim. Kadınlar da ki beğenilme ve bunun için fake davranışlarından bahsedeceğim 🙂

İsyanım var!

Nasıl bir hayat, insanlar, içi boş et yığınları! Hayvan sevgisi olmayan, üretmeyen, bencil, paranın kölesi olmuş, instagram bağımlısı, çevresinde olup bitene kayıtsız bir sürü et yığını insansı… Kiradan geçinen, babasından kalma zenginlikle paradan para kazanan, al-sat zenginlerinin olduğu adi bir toplum! Sen ise çalışıp hayallerin olmasına rağmen karşılığını az az aldığın kapitalist bir düzen! Bu tip insanlar olacak tabii ama şu an bu insanlar her tarafta! Her yerde! Çürümüşlük toplumun DNA’larına işledi….

Üreten insanların, tarımın, zanaatın, gerçek sanatın, emeğin ülkesi olmak çok mu zor… Hırsız olmak daha kolay o yüzden bu toplum her şeyin kötü olduğu bir toplum oldu!

Kadınların erkeklere güvenmediği, erkeklerin kadınlara orospu gözüyle baktığı adi bir toplum! Küçük bir çocuğu sevmeye korkar oldum seni annesi pedofili zanneder diye! Ben küçükken okuluma yürüyerek giderdim şimdi her taraf okul servisi! İnsanlar doğayı kirletiyor, önündeki çöpü kaldırmaktan aciz şerefsiz bir toplum bu! Bu toplum kadınlara eziyet eden adi erkeklerin olduğu bir ülke! Bu ülke alaçatıdan, çeşmeden atatürkçü geçinen oy vermek yerine beachte tatilini geçiren beyinsizlerin olduğu, 10.yıl marşını gece klüplerinden söyleyen gençlerin olduğu bir ülke…

Beyaz Türk diye aptal bir kavramın olduğu elitim diye geçinen batının altında ezilmiş iki sözcüğünün arasında fransızca laf sokunca kendini kültürlü atfeden, altında son model arabasıyla adam zanneden, et yığınlarının olduğu bir ülke!

Bu insanlar maalesef son 20 yılda türedi ve her tarafa yayıldı… İçim acıyor!

Sizin İkigainiz ne?

Evet yeni bir kitap daha bitti. Dostoyevski “Ev Sahibesi” romanını okurken arada İKİGAİ kitabını da okudum. Tam anlamıyla aslında kitabı okuduğumda Türk usulü İKİGAİ yaptığımı farkettim. Benim tutkum yaptığım iş ve ürünüm. Ürünüm https://rbsreport.com Bu ürüne yaklaşık 10 yılımı verdim. Bu ürünün çıkması içinde aslında bir 10 yıllık bir ön çalışma var dersek toplamda 20 yıllık bir süreçten bahsediyorum. Tabii ki başka tutkularımda var. Spor yapmak. Spor son 6 senedir benim için vazgeçilmez bir yaşam stili haline geldi. Peki bunları yaparken seni şevklendiren şeyler nedir derseniz minik minik adımlar atarak yükselmek. Geri dönüşümünü almak.

Evet benim felsefem küçük ol, küçük adımlar at, az tüket felsefesi. Dünya çok hızlı ilerliyor. Bu hıza adapte olmak benim işime gelmiyor. Şu anda bazı arkadaşlarımın hayatları bana göre kendilerine göre mutlu olsada aslında mutsuzluk üzerine kurulu. İş, ev, tatil, çocuğun okul ödemeleri, çocuğun okul seçimi, ev kredileri, araba kredileri, hafta sonu arkadaşlarla yemek, bla bla… Baktığınızda kendilerine zaman yaratamadıkları basit bir hayat. Bir kitabı okuyamayacak kadar hızlı ve stresli bir hayat! Bir girdap!!!! Bu girdaptan çıkmaya vakitleride yok. Önerileri de dinlemezler! Neden mi bunun için acı çekmeleri gerekir sonra mükafatını alabilirsin…

Peki herkes bu girdaptan çıkabilir mi? Bence zor bir soru. Çıkmak istersen çıkarsın. Değişik yöntemleri var. Bu tamamiyle kişinin kendisiyle ilgili bir şey. Kişi nasıl isterse öyle yaşar. Dualarında ne isterse o olur. Ben dualarımda özgür yaşam ve sağlık istedim hep. Kimseye yük olmadan istediğim şeyleri yapmak! Bunun için 20 yıllık bir bedel ödedim ve sonunda istediğim yaşam biçimine ulaştım. Evet korkular yok mu var tabii ki. Bunu kaybedebilirsin de ama kaybedersem tekrar çıkmasını biliyorum çünkü dipten geldim tepeden değil!

Psikologlara gerek var mı?

Devamlı şunu düşünürüm, insanlar neden psikologlara gidiyor! Eğer her yaptığımız seçimin sonucu bizi başarı veya başarısızlığa(mutlulukta olabilir) götürecek ise Acar Baltaş’a göre ve bunun için sabretmemiz ve azim etmemiz gerekiyor ise neden dışardan müdahale alayım! Bu müdahale sadece içi boş ilaç yutmanızdır(plasebo etkisi). Asıl ilaç kendinizdir. Nasıl mı bunu bilimsel kanıtları var!

Bir hastalığınız var ve bağışıklık sisteminiz düşük seviyede çalışıyor. Sizden alınan kan size şırınga ile dozajlar arttırılıp sonrada azaltılarak tekrar veriliyor. Bağışıklık sisteminiz kanı dışarıdan geldiği için yabancı bir madde sanıp tepkimeye sokuyor ve savaşa başlıyor aslında sizin kanınız 🙂 Ve bazı hastalıklara bağışıklık kazanmaya başlıyorsunuz, bu hastalıklar şu anda şikayetçi olduğunuz hastalıklar 🙂 Bu uygulama bazı hastalıklarda başarılı Almanya’da bu tip tedavi yöntemleri mevcut.

Aynısını aslında sizin ruhunuza yapmanız lazım! Yani dışardan hiç kimse bir psikologta sorunlarınızı çözemez! Çok görmüş geçirmiş ve objektif birisini bulursanız belki! Ama yine tedavi sizde 🙂 Buda çok zor bir ihtimal ama vardır tabii ki böyle bir psikolog. Ama asıl ilaç sizde nasıl mı işte Dostoyevski Budala romanında gizlice vermiş cevabı net olun! İstekleriniz net olsun! Acar Baltaş vermiş cevabı sabredin! Yani ne istiyorsanız isteyin ve net olursanız ve sabrederseniz isteğinize kavuşursunuz!

Rakamlara takılmayın! Rakamlar mutsuzluk nedenidir. Dolar ne kadar? Euro ne kadar? Sen ne kadar kazanıyorsun? Evlenmek için geç kaldın? Yaşın kaç olmuş ne yapıyorsun? Benim tek cevabım var bu sorulara sen ben değilsin ve kendince yorum yapamazsın! Yani size 40 lı yaşlarına gelmiş göbek büyütmüş ve çocuğu olan bir adam ve iş anlamında net başarıları olmayan birisi gelip, ya bu yaşların evlilik yaşı evlenmelisin diyorsa ben onu yargılamam derim ki bu tip bir hayatta böyle düşünmesi normal derim geçerim çünkü içinde bulunduğu bir girdaptan sana saldırarak çıkmayı tercih ediyor. Ama ben ona şunu demiyorum ya şuan satışçısın kırk yaşına gelmişsin ve alsat nereye kadar geleceğin ne olacak desem morali bozulup düşünmeye başlayacak! Yani benim psikolojimi, bedensel aktivitelerimi, işimi, istediğim eşi, bana verilen şansları, bilgi kapasitemi, okuduklarımı, yazdıklarımı, ürettiklerimi bilmeden dışardan rakamlar ile bana bir yorumda(aslında saldırıdır) bulunamaz aynı şekilde bir psikolog!

Kısaca hayata karşı ne olursa olsun seçimleriniz net olsun ve sabredin! Evlilik son dönemlerde direk saldırı aldığım bir konu o yüzden bu örneği verdim yoksa örnek çok 🙂

Herkes Budala!

Evet sert bir başlık oldu ama Dostoyevski Budala okursanız emin olun öyle düşünürsünüz. Evet uzun zaman oldu aslında biraz olaylar ve okuduklarım biriksin istedim. Çoğunlukla video dinlesemde uzun zamandır zor okuduğum Budala romanı ve diğer bir okuduğum Acar Baltaş’ın kitabından özümsediklerimi aktaracağım! Yanım da sevgili Leo’cuğumun miyavlamaları biterse tabii 🙂

Neden herkes Budala aslında, Dostoyevski romanında ki karakterde seçimleri ve hayata karşı kararları net olmayan bir Budala’yı anlatıyor. Aslında hayatımızda tüm kararlarımızda net değiliz bizlerde. Hepimiz budalayız. Ya içeceğimiz kahvede, ya yiyeceğimiz yemekte, eş seçerken, iş seçerken, okul seçerken, vb… Hepimizi korkularımız yönetiyor. Burda kitabın son sayfasına kadar bu adam ne anlatmak istiyor diye sıkıcı bir girdap geçsede içimde, zar zor 780 sayfayı okudum ve yıkanırken aklıma geldi! En zor problemleri bile ya yatarken ya yıkanırken çözüyorum! İşim problem çözme ve yüce yaratan bana bu özelliği vermiş yetenek olarak kullanım kılavuzu olmadan her aleti çalıştırıp, tamir etme ve problem çözme buda işimde ve hayatımda bir şekilde huzuru getiriyor! Evet herkes bir Budala bunu söylüyor Dostoyevski. Romanda okurken aslında her bir arkadaşımın farklı davranışlarını gördüm veya benzettim.

Romanda budala hastalığına kapılmış bir Prensin aşk git gellerini anlatıyor. Kararlarında devamlı bir korku içinde ve git geller yaşayarak aslında kendine zarar verdiğini yazar güzel bir hikayeyle anlatıyor. Aslında hepimiz korkularımızın esiri olarak kararsızlıklar içinde hayatımıza devam ediyoruz. Hayatımız aslında korkularımızdan arınsak ve güven içinde kararlarımızı versek ne kadar güzel olacak öyle değil mi?

Stockholm’den Suç ve Ceza

Öncelikli roman yazarlarına hayranlığım her geçen gün her kitabı okuduğumda artmaktadır. Gerçekten nasıl bir hayal gücü ve zekaları olduğunu merak ediyorum. Ayrıca bu tip ileri düzey romanları okuduğunuzda kendinizi o hikayenin bir parçası gibi hayal kurmanız sizi o anlarda başka bir boyuta taşımaktadır. Bunun en güzel tarafı ise anlık gündelik yorucu streslerinizden kurtulmanızı ve hayal gücünüzü geliştirmesidir.

Hayal gücü neden önemlidir. Açıklayayım. Yaşarken hayatınızda yapmak istedikleriniz. İstekleriniz. Planlarınız. Her şeyi hayal edersiniz. Umutlanarak hayal etmek size ayrı bir heyecan sağlar. Buda hayatı daha yoğun yaşamanızı sağlar.

Suç ve Ceza romanına gelecek olursak borcu olduğu yaşlı bir kadını öldüren Raskolnikov’un içine düştüğü ikilem ve psikolojik hesaplaşmaları anlatan önemli bir yapıttır. Bu yazıları Stockholm’de Starbucks’tan yazmaktayım. Herkese iyi okumalar.

Helsinki’den Merhaba :)

Evet benim ki bir yolculuk. Dünya yolculuğu. Ürettiğin şeyi tanıtıp yeni insanlar tanımak. Yatırımı eve, arabaya değilde şirketime ve kendime yapmak. Bundan heyecan alıyorum. Ama şu var ki bazen insanlar sizin yaptığınızı anlamaz ve potansiyelini bilemez. Potansiyel sizin hayallerinizdir. Benim potansiyelim ise kendi hayallerimdir. Bu hayaller yalnız para ile ilgili değil. Para benim için sadece bir araçtır. Hayallerime ulaşmam için gereken bir araç. Benim yolculuğum insanların hayatına dokunmak. Yaptığım yazılımla insanların hayatına dokunmak onlarla ilişki kurmak. Başta resmi iş ilişkisiyle onların güvenini ve bana saygısını kazanmak. Bu benim asıl amacım. Hiç bir şekilde yolumdan sapmadan onlara dürüst ve kaliteli hizmet vererek hayat yolculuğuma devam etmek dileğiyle…

Bir kitap daha bitti AEDEN

Merhaba,

Yeni bitirdiğim bir kitap hakkında kısa bir yorum yaparak eğer severseniz almanızı tavsiye edeceğim. Eğer bir aşkınız olupta açılmakta sıkıntılarınız varsa güzel bir aşk hikayesi. Ayrıca dünyanın çürümüşlüğünü bu arada bize anlatan insalara hayvan bile diyemeyeceğimiz (insansı daha doğru olacak), bir hikaye içinden aşkın ve gerçek insanların hikayesi! Eğer fantastik hikayelerden hoşlanırsanız tavsiye ederim.

Şuan Suç Ceza’yı okuyorum. Geç kalmış gibi hissetmiyorum kendimi ama bence 36 yaşında birisinin okuması daha doğru, daha olgun ve hayattaki tecrübelerinizle daha iyi tahlil yapabilirsiniz.

Her zaman bir hikaye kitabı okumanızı tavsiye ederim. Hayal kurmak gibi güzel bir şey yok. Bu yazıları yazarken dinlediğim müzik; https://www.youtube.com/watch?v=fEP_v9YfAT4

Sevgiler 🙂

Ekonomi de yeni dönem üretenlerin zengin olduğu bir dönem…

Evet yeni dünya düzeni üretenler ve yönetilenler (köleler) şeklinde iki sınıfın olduğu bir dünya düzeninin başlangıcındayız. Özellikle yüksek teknoloji üreten kişilerin üst seviye yönetenler düzeyinde olacağı, rantçı, al-satçı ekonomik düzenin son bulduğu bir düzen başlangıcındayız.

Nedenlerini inceleyecek olursak artık dünya’da para bulma kıtlığı ve normalizasyona girmiş bulunmaktadır. Parayı kazanan insanların gerçekten üreten ve ortaya bir iş koyanların kazanacağı, artık karlı yatırımların al sat ile 1 e 100 değil gerçekten emek harcanarak 1 e 100 kazanılacağı bir dönemin başındayız.

Türkiye ekonomisinin şu anda yaşamış olduğu döviz darboğazı bu dönemin daha başlangıcındadır. Gelecek dönemde al-satçı firmaların dar boğaza girdiği, işçi çıkarttığı, basit katma değeri olmayan ürün üretenlerin fabrikalarını kapattığı, dışa bağlı üretim yapan fabrikaların bölümlerini kapattığı bir on yıl göreceğiz. Fabrikasını iyi yönetemeyen firma sahiplerinin lüks arabalarını yok pahasına sattığını göreceksiniz.

Evet bunları yazarken yine Türkiye’nin geleceğine baktığımda, eğer gerekli atılımlar yapılmaz ise bu yönetenler ve kölelerin oranı bir açmaza girecektir. Büyük bir ihtimal ile %1 lik kısım gerçekten insan gibi yaşarken geri kalan %99 ise sadece temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde maaşa ulaşabilecek.

Bu ortalama ABD gibi gelişmiş ekonomilerde %10-15 bandındadır. Tabii bu bant bizim en zengin dediğimiz Koçlar, Sabancıların fakir kaldığı bir banttır. Yani siz gerçekten üretim yapan bir girişimciyseniz ve ürünleriniz bu yüzde 10’u hedefliyorsa satış imkanınız çok yükselecektir. Çünkü Türkiye’de %1 lik kesim 800 bin kişiye denk gelmekte bu sermaye maalesef eğitim kapasitesi ve üretim kabiliyeti büyük ekonomilerle karşılaştırıldığında çok düşüktür.

ABD ekonomisi gibi ekonomilerde %10 luk oran 30 milyona denk gelmektedir. Ve bunların içinde Apple, Google gibi dev firmaların olduğu bir gruptan bahsediyoruz. O yüzden ABD hala dünyanın en şanslı ekonomisi arasında yer alacaktır. Gelecek yıllarda büyük fikirlerin ve çalışmaların bu özgürlükçü ve teknolojiye sahip ülkeden çıkmasını bilmek için çok fazla kafanızı yormanıza gerek yoktur.

Peki Türkiye olarak ne yapmalıyız. Öncelikli olarak zenginlik %1 in elinden çıkmalı ve zenginliği %10-20 e yayacak politikalar üretmeliyiz. Dindar ve cemaat kültürü olan kesimin yönetimden elini çekmesi ve dindar olsa bile bunu kendi içinde yaşayan yöneticilerin başta olması gerekmektedir.

Gerçekten milli ve yerli yöneticiler ile uluslar arası iletişimi yüksek insani değeri yüksek yöneticilerin toplumun ve şirketlerin en tepelerine yerleşmesi gerekmektedir. Eğitim alanında model olarak kendi milli modelimizi oluşturup zengin ve fakirin aynı ortamda yetiştiği okulları dizayn etmeliyiz.

Doğu ve batı arasında sentezi oluşturup doğunun toprak değerini batının zeka kapasitesiyle birleştirip ortaya yeni ekonomik tarım modelleri koymalıyız. Yurttaş, toprak, teknoloji, bilim, sanat gibi kelimelerin yöneticilerin ağzından düşmeyen kelimeler olması gerekmektedir.

Önceliğimiz borçsuz bir ekonomi ve kendi kendine yeten bir ülke olması gerekmektedir. Savunmasından, üretimine her alanda kendi kendine yeten bir ülke olması önceliği olmak zorundadır. Ülkemiz insanının, dünya lideri olma gibi boş ve desteği olmayan hayalleri olan yöneticileri dikkate almamaları gerekmektedir.

Dünya lideri olabilmeniz için öncelikli ülkenizin ve sizin bazı vasıflarınız olmanız gerekmektedir. Bir ilk okul çocuğunun matematik zekasına sahip olmayan yöneticileri olan ülke yönetiminin ancak ülkeyi bir bakkal dükkanı gibi yönetebilir ve doların 6-7 lira olmasını ancak seyreder. (Bakkallar bile girdi çıktı hesabı yapabilirler ve buna göre bakkalını yönetirler ayrı mesele!)

O yüzden ülkenin top yekün yönetici kadrolarının değişmesi Atatürk’ün yaratmış olduğu yurdunu seven sahte olmayan gerçek özgürlükçü Atatürkçü’lerin kadrolara yerleşmesi gerekmektedir. Böylece yeni düzeni inşa edip geleceğe umutla bakabiliriz. Aksi takdir Türkiye ancak %1 lerin gerçekten yaşadığı bir dönem beklemektedir.

Ben kendi adıma elimden geldiğince üretim yapmaya ve insanları bilinçlendirmeye çalışıyorum. Eğer böyle geri kalmışlık hoşunuza gidiyorsa benim hiç umrumda olmayacaktır. Ben yüzde 1 in içindeyim çünkü!